"Nayır Nolamaz Yalan Söylüyorsun ! "
Bir deli kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış. Tamam belki aynı şey değil, ama hapis yatan eski NBA hakemi Tim Donaghy'nin kitabı ''Düdüğü üflemek: NBA'in Sahtekarlık Kültürü'' , daha piyasaya çıkmadan rafa kaldırıldı. Her ne kadar kitap basketbolseverlerin eline geçememiş olsa da, birçok basketbol yazarının şu veya bu şekilde eline kitaptan alıntılar geçmiş durumda. Bazı yazılanları okuduktan sonra, Cüneyt abim benim yerinde olsaydı, şunu derdi ''Nayır nolamaz yalan söylüyorsun. ''.
Tim Donaghy 1994-2007 yılları arasında NBA'de hakemlik yaptı. 772 normal sezon ve 20 de play-off maçı yönetti. NBA'de düdük çaldığı özellikle de son iki sezonda maçların skorlarını bilerek etkilediği, maçlar üzerine bahis oynadığı için 15 ay hapis yedi. Florida'nın Pensacola hapishanesinde anılarını kaleme almaya başladı ve ortaya bu kitap çıktı. Çıktı çıkmasına ama, kitap çıkamadan, basılmadan yayımcı kitapevi tarafından proje iptal edildi. Nedeni ise olası bir sorumsuzluk davası; Yani ispat edilmeyecek bir şeyi doğruymuş gibi basmaktan dolayı ortaya çıkacak olan bir sorumsuzluk, ve akabinde gelecek olan bir olası karalama veya iftiradan ortaya çıkacak dava ve mahkeme.
Kitapevinin kitabı basmama kararında NBA Başkanı David Stern'ün hiçbir etkisi olmamış. Kitapevi Donaghy'nin söylediklerini destekleyecek veya doğrulayacak kayıtlara geçmeme kaydıyla da olsa hiç kimseyi bulamamış. Tabii Donaghy'nin yakın çevresindeki insanların çoğu bir şekilde NBA ile bağlantıları olan kişiler, ancak kitapevi en azından bir iki ''duydum'' veya ''gördüm'' diyecek kişi çıkacağını umut ediyormuş. Ama umutları boşa çıkmış. Bunun üzerine de kitabı, daha doğrusu projeyi çöpe atmışlar.
Hemen söyleyeyim, Donaghy'nin yazdıkları, daha doğrusu yazdırdıkları umarım % 100'e yakın yalandır. İftiradır, abartmadır, denize düşen birisinin yılana sarılmasıdır. İşin en tehlikeli boyutu ise hakemlerini bu kadar mercek altına alan, banka hesaplarından tutun, menajerlerle, bahisçilerle, yeraltı dünyasına yakın insanlarla ilişkilerini, hatta oyuncular ve coachlarla, oyuncu aileleriyle bile ilişkilerini bu kadar dikkatle takip etmeye çalışan bir ligde bu oluyorsa, pek iyi dünyanın geri kalan yerlerinde ne oluyor sorusu beni çok korkutuyor.
Donaghy'nin kitabıyla ilgili muhtelif basın kaynaklarında yer alan bölümlerin hemen, hemen tümünü okumuşumdur. Bir de yazıya daha fazla dalmadan, hemen belirteyim, Donaghy'nin kitabında yer alan suçlamaların hepsi FBI tarafından 2008 yılında ciddi bir şekilde araştırıldı. Bu araştırmanın sonucunda, Donaghy'nin tek suçlu olduğu ve ona göre ceza yemesi gerektiği kararı alındı. Hatta Donaghy olayı patlak verdiğinde, NBA bu konuda ne kadar ciddi ve hassas olduğunu ABD Başsavcısına bağlı New York Eyaletinin Güney Bölgesinden sorumlu eski Ceza Bölümünün Başı Lawrence B. Pedowitz'i bağımsız ve tam yetkiyle detaylı bir araştırma yapması için tuttu. Donaghy'nin kitabında, daha doğrusu nerdeyse kitap olmaya yaklaşırken direkten dönen sayfalarında yer alan yeni anılar, hikâyeler ve suçlamalarla ilgili tüm deliller yine aynı kişinin ve ekibinin araştırması için kendisine verilmiş durumda. Haydi hayırlısı diyelim.
Yıllardır NBA'in süper yıldızları koruyan tutumu hep tartışılmıştır. Süper yıldız lehine çalınan bir düdük daha aşağıda seviyelerde bir oyuncunun lehine çalınmazdı. Bunu bir basamak öteye taşıyanlar ise NBA'in Los Angeles, Boston, Chicago ve New York gibi büyük pazarları kolladığını hep söylerlerdi. Neyse ki özellikle de San Antonio Spurs'un şampiyonlukları artıkça bu tez de destek kaybediyor. NBA süper yıldızların ligi olduğundan, o süper yıldızlarda sonuçta insan olduklarından, her ne kadar üstün yeteneklere sahip olsalar da hepsinin insan olduğu, herkes gibi et kemikten yapıldığını hepimiz biliyoruz. İşte o insanlık özelliklerinin ön plana çıktığı anlarda NBA'in koruma planının devreye girdiği hep söylenirdi.
Ancak benim okuduklarımdan Donaghy başka şeyler söylüyor: Birincisi hakemlerle maç öncesi konuşmalarında, hakemlerin normal düdüklerini mercek altına aldığında, onların yıldızlara, ev sahibine, deplasman takımına, problemli oyuncuya veya oyunculara, dik kafalı coach?a olan yaklaşımlarından maçın nasıl gideceğini ve sonucun ne olacağını kavradığını ve bunu da bahis işleten çevrelere belirttiğinde, herkesin ona övgüler yağdırdığını ve övdüklerini söylüyor. Şimdi bu dünyanın altını üstüne getirecek bir şey değil. Oyuncuların, coachların ve kalifiye idarecilerin maça verilen hakemlerin yaklaşımlarını, tutumlarını, neye dikkat edip etmediklerini bilmek, oyuncuların ona göre uyum sağlamasını da sağlamak bu işin bir parçasıdır. Bizde de mesela herkes Ömer Ozan'ın yönettiği maçın, Necip Kapanlı'nın yönettiği maçtan farklı yorumlanacağını, Aydemir Ekti'nin düdüklerinin farklı şeylere önem verdiğini ve hassasiyet gösterdiğini, ne bileyim Kadir Türkkan'ın belki de hepsinden farklı olacağını biliyorduk. Eski hakemleri örnek verdim, çünkü şimdi görev yapanlarla ilgili böyle bir örnek vermek doğru olmazdı, ve zaten verdiğim örnekte de herhangi bir detay veya belli bir maç da aranmamalı. Sadece isimleri tanınmış emekli hakemler olduklarından, ve şu kariyerleri boyunca da çok sayıda önemli maç yönettiklerinden aklıma geldikleri için seçtim.
Ancak Donaghy daha detaylı açıklamalara girdiğinde bazı eski meslektaşlarını deyim yerindeyse, otobüsün altına itiyor. Bu itilenler arasında ilk sırayı alan isim Dick Bavetta. Tabii o tek değil! Tommy Nunez, Jess Kersey, Joe Crawford, Steve Javie, Derrick Stafford, Duke Callahan, Mark Wunderlich, kısacası liste epeyce uzun, Ancak Donaghy'nin hedef aldığı ve ön plana çıkardığı hakem Bavetta. 32 yıldır hakemlik yapan Bavetta, kitabın yazarına göre tam bir şirket adamı. Yani şirket leb demeden leblebiyi anlayan ve ona gören maçlara ağırlık koyan bir isim. Bavetta'nın bazı şehirlerde adeta nefretle karşılandığını biliyorum. Özellikle de Utah, Sacramento, Portland gibi şehirlerde pek sevilmez. Hepsi de NBA'in ufak pazarlarından. New York seyircisine Bavetta dendiğinde akıllara farklı şeyler gelir. Dick Bavetta bir aralar 'Knick Bavetta' adıyla anılmıştı. Knicks taraftarı olmayan herkes de bir an için bile olsa belki böyle bir düşünceyi benimsemiş olabilir. Ancak Bavetta tamtamına 228 play-off maçı ve 24 NBA finali yönetmiş bir isim. Bavetta'nın kariyerinde birçok ilginç olay var. İki hakemli günlerde, kan gövdeyi götüren bir Boston Celtics-Philadelphia 76'ers maçında diğer hakem Jack Madden'ın bacağı kırılmıştı ve Bavetta ikinci yarıyı tek başına yönetmeye mecbur kalmıştı. İşin ilginç yanı ise iki efsane Larry Bird ve Julius Erving maçın kırılma noktalarından birinde sinirlerine hakim olamamış ve birbirlerinin boğazına sarılmıştı. Bavetta ikisini de oyundan atmıştı. Dile kolay ancak tek bir hakemin yönettiği bir maçta iki efsaneyi soyunma odasına yollamak hiç de kolay değil. Bu da Bavetta'nın hanesine kocaman bir artı diye yazılmalıdır.
Bavetta'nın dünyada belki de en ters düştüğü kişi meslektaşı Earl Strom'dı. Eski bir NBA hakemi olan Strom ile birlikte çok maç yönetti. Tabii bu işi 32 yıldır yapıyorsan birçok kişi ile çok maç yönetirsin. Strom önemli bir hakemdi ve bir keresinde Bavetta'nın gözünü morartmış ve onu soyunma odasından kovalamış, diğerinde ise 1989 sezonunda bir maçın devre arasında Bavetta'yı boğmaya çalışmıştı. Bunlar ne anlama geliyor bilmiyorum, ama bu tür şeylere çok ender rastlandığı için belki de bu hikâye de yeri olduklarını düşündüm.
1993 NBA Play-Off'larında rahmetli Drazen Petroviç'in trafik kazasında ölmeden önce oynadığı son maçta Bavetta'nın Hırvat yıldıza çok erken üç ucuz faul çalıp kendisini devre dışı bıraktığını ve Cleveland Cavaliers'in turu geçmesine yardımcı olduğu Donaghy'nin suçlamaları arasında yer alıyor. Petroviç ilk yarıda sadece bir şut kullanabilme olanağını yakalamış ve maçı 11 sayı ile bitirmişti. 1998 NBA Finallerinde Bavetta'nın bariz bir şekilde verdiği iki yanlış karar, Utah Jazz'ın elenmesine ve Michael Jordan'ın altıncı ve son şampiyonluk kupasına Chicago Bulls formasıyla kaldırmasına yardımcı olmuştu ve bu da suçlamalar arasında yer almış. 2002 yılının Batı Yakası Finallerinin altıncı maçında da önemli bir bölümü Bavetta'nın düdükleriyle Los Angeles Lakers son çeyrekte 21/27 serbest atış kullandı, Kings ise 7/9. Maç boyunca Lakers'ın 40 serbest atışı seriyi yedinci maça taşıdı. Bu maça da Donaghy özellikle değiniyor. Kimsenin günahını almayalım, ama ben Dick Bavetta olmak istemezdim.
Bavetta'nın uzun olaylı maç veya tartışılır karar listesi bunlarla da bitmiyor. Ancak bazı uzmanlara göre Bavetta art niyetli değil, sadece kötü bir hakem. Bavetta'yı iyi hakem sınıfına geçmişte ne yapmışsa yapmış olsun ben de koymam. Ancak bu kadar kötü bir hakem ise, 33 senedir nasıl halen o düdük iki dudağının arasında duruyor? Hem de en kritik maçlarda! Başkan David Stern ve ekibinin de bu suçlamalara 'saçma' demeden, her şeyi detayla inceletmeleri şart. Zaten bu yönde ilk adımları attılar bile. Donaghy'nin yazdıklarından belki şu ana kadar okuduklarımın yaklaşık yarısını daha önce de duymuştum. Bunların da sanıyorum ki neredeyse yarısına kadarına da en azından bir süreler içinde inanmışlığım vardı. Yani yazılan her dört suçlamadan nereyse birisine 'biliyordum' diyebilirdim. Bu nedenle top şu anda Başkan Stern?de. Göstermelik değil, hakiki bir araştırma yaptırmalı ve sadece kendi kötü olan hakemleri değil, kötü düdük çalan ve kötü maç yöneten hakemleri de bir kenara itmeli. İyi hakem görünmeyen veya kendi varlığını hissettirmeyen hakemdir derler. İyisi bu özellikleri taşıması gereken birilerinin bu kadar değerli bir ürüne zarar vermesine kimse göz yumamaz.
Hakemlerde insandır. Hata yapabilir, belli alışkanlıkları vardır, maçı yorumlama açısından ve art niyetli değillerdir, ama yanlış karar vermiş olabilirler. Bir hakem ne kadar fazla maç yönetmişse, özellikle de kritik maç, çaldığı kritik düdükler o kadar dikkat çekmektedir. Çünkü bu düdük sayısı arttıkça, hata yapma olasılığı da artar. Bu nedenle, suç işlediğini kabullenmiş bir hakemin, özellikle de bahis oynamaya bulaşmış ise, söylediklerini ve kitabını; piyasa çıkmadan rafa kaldırılmış olsa da, nasıl değerlendireceğimiz tartışılır. Ancak saf bir basketbolsever olarak belki bir kısmı doğru olsa bile, hatta zaman, zaman kaleme alınanların bazılarına zamanında bende inanmış olsam bile, inanmak istememek de benim hakkım. Çok sevdiğim, ve ömrümün 30 senesini adadığım bir sporun bazı hataları da içerse, temiz olduğunu, hakemin de oyuncu, antrenör, idareci gibi sadece hata yapabileceğine inanıyorum. İnanmak istiyorum. Bu konuda bir şüphe varsa, Cüneyt abimin unutulmaz sözlerini; ''Nayır, nolamaz, yalan söylüyorsun'' kullanma hakkına sahip olduğumu da düşünüyorum.
Murat Murathanoğlu