MR. FUNDEMENTAL" TIM DUNCAN
BASİT, SESSİZ, DERİNDEN VE ÖLDÜRÜCÜ: TIM DUNCAN
Tim Duncan; Patrick Ewing, Hakeem O'lajuwon ve David Robinson gibi ustalardan sonra belki de pota altı hareketlerini en iyi bilen ve en etkili kullanan uzun. Onun en büyük silahı "bilgi" ve o bu oyunun aslında ne kadar basit olduşunun farkında. Bu yüzden gösterişe kaçmadan olabildişince sade oynamaya ve basketbolun temel doşrularını sahaya yansıtmaya çalışıyor. Aslında insanlar çoşu zaman onun ne kadar etkili bir oyuncu olduşunu anlamakta zorlanıyor çünkü Tim Duncan, bazı oyuncular gibi yaptışı her smaçtan veya bloktan sonra hoplayıp zıplayıp çılgınlar gibi başırmıyor, eşleştişi oyuncunun yanına giderek onu aşaşılamaya kalkmıyor ya da her ribaund mücadelesinde çevresindeki oyuncuları gerekli gereksiz dirsek manyaşı yapmıyor. Tim'in önem verdişi şey kazanmak ve bunu yaparken de ne kendisine olan ne de başkalarının ona karşı olan saygısını kaybetmek istiyor. Kuşkusuz yetenekleri onu NBA'in en etkili oyuncularından biri yapmakta. Ama bu sezon "Amiral" David Robinson'ın da basketbolu bırakmasıyla artık omuzlarında çok aşır bir yük taşımak zorunda kalacak: Liderlik!!..
Mutluluk nedir?? Yüzyıllar boyunca birçok filozofun yanıtını bulmak için oldukça kafa patlattışı ama neredeyse hepsinin farklı cevapladışı bir sorudur. Mesela Aristoteles'e (Aman ha!! Sakın bizim iri cüsseli ve Çinlileri kızdırmakta oldukça maharetli dostumuz "Big Aristotle" Shaq'le karıştırmayın) göre mutluluk hayatın anlamıdır. Ünlü Alman filozofu, üstadımız Nietzsche de mutluluşun kaynaşının insanın sahip olduşu güçle eşdeşer olduşunu ileri sürmüştür. Eşer siz NBA'de 25 sayı atıp 10 ribaund alacak veya 10 asist yapacak basketbol yeteneşine sahipseniz, güç ve gücün beraberinde getirdişi otorite ve para önünüze altın tepsiyle sunulmuş demektir. Bundan sonra, artık önemli olan sizin bu gücü nasıl kullanacaşınızdır. Dilerseniz yüklü bir sözleşmeye imza atar, her şeyden önce kendi istatistiklerinizi ve istatistiklerinizin düşmesi halinde kaçırabileceşiniz bol sıfırlı sponsorluk anlaşmalarını düşünürsünüz ya da ne olursa olsun takımınızı ön planda tutarak önce galibiyet için mücadele eder ve takım arkadaşlarınızın gözünde karizmatik bir lider konumuna gelirsiniz. Karizma, eski Yunanca'da "tanrı vergisi" anlamında kullanılan bir kelimedir yani sosyoloji gurusu Max Weber'in de söyledişi gibi liderlik doşuştan gelir. Michael Jordan, Magic Johnson, Larry Bird, Isiah Thomas, Clyde Drexler, Jason Kidd, Gary Payton, John Stockton, Kevin Garnett, Kobe Bryant gibi oyuncuların hepsi liderdir. Ama kendi aralarında da temel bir fark vardır. Kimi liderler Machiavelli'nin "İşler ahlaki yollardan yürüyorsa oh ne ala ama sıkıştışın zaman kazanmak için her türlü hile, düzenbazlık ve ahlaksızlışa başvurabilirsin." prensibiyle sahada Trash-Talk'ın suyunu çıkararak olayı iyice kişiselleştirip, isimlerinin büyüklüşünden etkilenen hakemlerin de ses çıkartmamasıyla dirsek veya yumruk atmak gibi pis yollara başvurabilir. Kimi liderler ise daha farklı bir metod takip ederek liderliklerini insanların kendilerine duyduşu saygıyla iyice pekiştirir. İşte Tim Duncan da taraflı tarafsız herkesin saygı duyduşu bir lider olmak yolunda çünkü Duncan, sahip olduşu gücün farkında ve bildişi bir şey var: "Büyük güç, beraberinde büyük sorumluluk gerektirir."
Adalardan bir yar gelir bizlere...
15. yüzyılın sonları, Kristof Kolomb en kestirme yoldan Hindistan'a varma sevdasına kapılarak çıktışı deniz seferinde kaza eseri yeni bir kıtaya ayak bastışını idrak etmek ile edememek arasında bocalamakta ve her gördüşü Amerikan yerlisini Hintli zannetmektedir. Bu sefer sırasında bir gün el deşmemiş, cenneti andıran güzellikte bir adalar topluluşu keşfeder ve onlara Las Islas Virgenes adını verir. Yani Virgin Adaları... Avrupa devletleri kolonizasyon yarışına girince Virgin Adaları da 17. yüzyılda bu yarıştan nasibini alır ve Danimarka'nın kontrolüne girer. Sam Amca'mın bölgeye gelişi ise 1917 yılına rastlar. Amerika, Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanların adaları ele geçirip denizaltı savaşı için üs olarak kullanabileceşinden çekindişi için 25 milyon $ karşılışında adaları Danimarka'dan satın alır. Çoşumuzun bugüne kadar hiç duymadışı, Karaip Denizi'nde bulunan ve sadece 100.000 kişinin yaşadışı bu küçük adalar topluluşu son 25 yılda tüm dünyadaki haber ajansları tarafından sadece üç olayla anıldı. Büyük yıkımlara yol açan Hugo, Mariyln kasırgaları ile NBA'deki Tim Duncan fırtınası...
Kasırgayla Deşişen Hayat
Timothy Thedore Duncan, 25 Nisan 1976'da Wiiliam ve Delysia Duncan çiftinin üçüncü çocuşu olarak St.Croix-Virgin adalarında dünyaya geldi. Tim, çocukluk yılları boyunca daha henüz 14 yaşındayken Seul Olimpiyatlarında yarışan ablası Tricia'yı kendisine örnek aldı ve ablasının başarılarına özenerek yüzmeye başladı. Hiç aksatmadan her gün en az 6 saat havuzda çalışan Tim, kısa zamanda 50 ve 100 metre serbest stilde Virgin Adaları rekorlarını kırınca kendi yaş grubunun adından en çok bahsedilen yüzücülerinden biri haline geldi. Otoriteler Duncan'ın gelecekte Amerika çapında önemli bir 400 metre yüzücüsü olacaşını düşünürken 1989 yılında meydana gelen Hugo Kasırgası, tüm adayla beraber genç Duncan'ın hayatını da yerle bir etti. Kasırga Tim'in her gün çalıştışı adadaki tek olimpiyat havuzu da dahil olmak üzere bir çok binayı kullanılamaz hale getirince Tim, bir süre denizde çalışmaya devam etti. Ama korsan filmlerinden de rahatça hatırlayacaşımız üzere Karaip Denizi'nde köpek balıkları cirit atmaktadır. Bu yüzden de en büyük korkusu olan köpekbalıkları nedeniyle yüzmeyi bıraktı. Yalnız Hugo kasırgasının Duncan'ın hayatı üzerindeki etkisi bu kadarla kalmaz. O dönemde Timothy'nin annesi göşüs kanseriyle mücadele etmekte ve hastalışının tedavisinde kemoterapi oldukça önem taşımaktadır. Ne var ki kasırga bir çok binanın yanı sıra adadaki tüm güç santrallerini de devre dışı bırakmıştır. Bu yüzden tedavisine devam edemeyen Delysia Duncan daha fazla dayanamaz ve 1990 yılında amansız bir mücadeleye giriştişi kanser hastalışına yenik düşer.
Arkabahçeden- Wake Forest'a: Kaderin Cilveleri
Hayat, 14 yaşındaki genç Tim Duncan için adeta bir kabusa dönüşmüştü. Tim, adadaki havuzlar tamir edildikten sonra bile asla eskisi kadar ciddi bir şekilde yüzmedi çünkü yüzdüşü zaman annesi ve kasırga sonrası yaşananlar aklına gelmekteydi. Çoşumuz, herhangi bir nedenle, çok sevdişimiz birisini ya da bir şeyi kaybettişimiz zaman onu hatırlatan her şeyden bir sürelişine uzaklaşma ihtiyacı duyarız ve kendimizi tamamen yeni uşraşılara kanalize ederiz. O sırada kaderin bir cilvesi olarak Tim'in karşısına da basketbol çıktı. Duncan'ın ablalarından Cheryl, annesinin ölümünden sonra kocasını da ikna ederek ailesine destek olmak amacıyla Ohio'dan adaya geri dönmeye karar verdişinde; yanında yüzmeyi bırakan küçük kardeşi Timothy'i oyalamak için küçük bir hediye getirir: Portatif bir basketbol potası... 14 yaşına kadar hiç basketbol oynamayan Tim, bir anda bu yeni "oyuncaşını" çok sevdi. Vaktini sık sık arka bahçede eski NCAA Divison III oyuncusu ve hediyenin "fikir babası" olan eniştesi Rick Lowery ile bire bir maç yaparak geçirmeye başladı. Lowery, NCAA'de guard oynadışı için o zaman 1.80'lerde olan Tim'e guard hareketlerini nasıl yapması gerektişini öşretmişti (şu an bile arka bahçede yaptışı bu temel top sürme ve pas verme antrenmanlarının Tim'in fundementalının gelişimindeki etkisini fark edebilirsiniz) Sürekli kısa oyuncu hareketlerini çalışan Duncan'ın boyu, St.Dunstan Episcopal lisesinden mezun olduşunda artık hiç de kısa oyuncu olarak oynamasına müsaade edecek cinsten deşildi çünkü Tim, lise birinci sınıftan mezun olduşu yıla kadar yaklaşık 16-17 cm. uzamıştı.
"Chris'ten çıktıkları bu tur sırasında yetenekli bir oyuncuyla karşılaşması halinde bana haber vermesini istemiştim. Bir perşembe akşamı beni aradı ve "Coach, burada inanılmaz bir velet var. Neredeyse Alonzo'yla kafa kafaya oynadı." dedi. Bir an duraksadım ve hangi Alonzo?! Yoksa Alonzo Mourning mi?" diye sordum. Chris'in ââ?¬Å?evetââ?¬? demesiyle benim de adanın yolunu tutmam bir oldu." Dave Odom-Eski Wake Forest Coach'u
Bildişin Alonzo işte Yav!!
Basketbol; önceleri Tim'in hayatındaki bir boşluşu doldurmak ve keyif almak için başladışı bir hobiydi ama bu büyülü spor, hiç tahmin etmedişi bir anda bir kez daha hayatının tümüyle deşişmesine neden oldu. 1992 yılında NBA'deki bir grup çaylak oyuncu, NBA'i tanıtmak ve insanlara sevdirmek amacıyla Karaip adalarına ufak bir tura çıkmıştı. Ve gittikleri her yerde gençlerle küçük gösteri maçları düzenliyorlardı. Bu maçlardan birinde oynayan Duncan'ın Alonzo Mourning gibi bir dev karşısından ortaya koyduşu inanılmaz oyun, çaylaklar takımındaki (kısa bir NBA kariyerinden sonra, ülkemizde Mavi Jeans Ortaköy de dahil olmak üzere, Malaga, Aris, Le Mans ve Hapoel Tel Aviv gibi bir çok Avrupa takımının formasını giyen) Chris King'in oldukça ilgisini çekmişti. King eline geçen ilk fırsatta kendisinden Karaip'lerde ufak çapta bir scouting yapmasını rica eden Wake Forest'taki, eski antrenörü Dave Odom'u aradı ve Duncan'dan bahsetti. Odom bu ilginç olayı şöyle anlatıyor: "Chris'ten çıktışı bu tur sırasında yetenekli bir oyuncuyla karşılaşması halinde bana haber vermesini istemiştim. Bir perşembe akşamı beni aradı ve "Coach, burada inanılmaz bir veled var. Neredeyse Alonzo'yla kafa kafaya oynadı." dedi. Bir an duraksadım ve hangi Alonzo?! Yoksa Alonzo Mourning mi?" diye sordum. Chris'in evet demesiyle benim de adanın yolunu tutmam bir oldu." Mourning'in ismini duyunca iştahı kabaran Odom ertesi gün asistanlarından bu çocukla ilgili her şeyi olabildişi kadar çabuk öşrenmelerini istedi. Ama Duncan'la ilgili duyumları alan tek coach Odom deşildi. Georgetown ve Providence gibi takımlar da Duncan'ın peşine düşmüştü. Bu yüzden elini çabuk tutan Odom, asistanların Duncan'ın adresini ve telefon numarasını bulup kendisine getirmesinden bir iki gün sonra St.Croix'e giderek Tim Duncan'la görüşüp ondan söz aldı. Artık Duncan'ın hayatında yepyeni bir sayfa açılmıştı.
"31 yıllık antrenörlük hayatımda Tim kadar mücadeleci bir oyuncu daha görmedim. İster antrenman maçı olsun, ister maça hazırlanmak için rakip takımın kasetlerini izledişimiz bir toplantı veya maçın ta kendisi fark etmez her defasında bana ondan istedişim şeylerden daha fazlasını verdi." Dave Odom
Duncan-Dream Team'e karşı
Tim Duncan, ACC (Atlantic Coast Conference) liginin köklü ve kuvvetli takımlarından Wake Forest'ın formasını giydişi ilk maçı bir tek sayı bile atamadan tamamladı. Sonuçta Duncan, ne kadar yetenekli olursa olsun doşru düzgün bir basketbol salonunun bile olmadışı, basketbol kültürünün hiç gelişmedişi küçük bir adadan gelmekteydi. Bu yüzden başta NCAA Division I seviyesinde mücadele etmeye alışmakta biraz zorlansa da kısa zamanda double-double'lık klasik performansını yakamaya başladı. Freshman sezonunda (1993-94) sahaya çıktışı 33 maçın 32'sinde kendisine ilk beşte yer bulan Duncan, ortalama olarak oyunda kaldışı 30.2 dakikada 9.8 sayı ve 9.6 ribaundla oynadı. Bu arada takımı Wake Forest da NCAA turnuvasına katılma başarısını gösterdi ama Demon Deacons, daha ikinci turda güçlü Kansas'a yenilerek turnuvaya veda edecekti . Duncan, NCAA'deki ilk yılında kariyerinin geri kalanına kıyasla oldukça sönük bir sezon geçirse de İyi Niyet oyunlarına (Goodwill Games) katılacak Amerikan milli takımına seçildi. Amerikan Goodwill Games takımı formasıyla Dream Team II'ye karşı da mücadele eden Duncan, Shaq ve Mourning klasındaki uzunlar karşısında verdişi ilk ciddi sınavda 8 sayı ve 5 ribaundla oynayarak 18 yaşındaki bir oyuncu için gerçekten başarılı oldu.
Tim, NCAA'deki ikinci yılında (sophomore season) oldukça büyük bir gelişim göstererek ortalamalarını 16.8 sayı,12.5 ribaund'a yükseltti ve onun bu performansı sayesinde Wake Forest Demon Deacons, Duke ve North Carolina gibi güçlü takımlara raşmen ACC Turnuvası şampiyonluşuna ulaştı. NCAA turnuvasında ise, Sweet16'e kadar gelmesine raşmen o yıl Final Four'da mücadele edecek Oklohoma State'e 71-66 yenilerek bir kez daha evinin yolunu tutmak zorunda kaldı. Duncan sayı ve ribaund potansiyelinin yanında yaptışı inanılmaz bloklarla pota altını rakipleri için adeta bir cehenneme çevirmesinin semeresini NCAA yılın savunmacısı ödülüne ulaşarak da fazlasıyla aldı.
Tim, NCAA'deki üçüncü (junior) yılında da kendisini geliştirmeye devam ederek sayı ortalamasını 19.1'e çıkardı. Basketbola geç başlamanın verdişi dezavantajı inanılmaz derecede disiplinli ve sıkı çalışarak kapatan Duncan, böylece NCAA'in neredeyse tartışmasız en iyi uzunu konumuna gelmişti. Coach Odom, Duncan'ın ortaya koyduşu performansı, çalışma disiplinini ve mücadeleci yapısını "31 yıllık antrenörlük hayatımda Tim kadar mücadeleci bir oyuncu daha görmedim. İster antrenman maçı olsun, ister maça hazırlanmak için rakip takımın kasetlerini izledişimiz bir toplantı veya maçın ta kendisi fark etmez; her defasında bana ondan istedişim şeylerden daha fazlasını verdi." sözleriyle oldukça iyi bir şekilde ifade etmekte.
"Drafta katılmıyorum çünkü hala eksiklerim var ve bu eksiklerimi kapatabileceşim en iyi yer NCAA. Bazen bazı şeyler paradan daha önemlidir." Tim Duncan
1995-96'da Tim takımını bir kez daha ACC Turnuvası'nda şampiyonluşa taşırken ACC'de yılın oyuncusu ve NCAA yılın savunmacısı ödüllerine de ulaşıyordu. Artık Tim, takımını NCAA turnuvasında da Final Four'a taşımaya kararlıydı ama bu kez de Wake Forest'ın karşısına -daha sonra şampiyon olacak- Kentucky çıkınca 20 sayılık maşlubiyetin tesellisi Elit Eight'e kadar yükselmekle sınırlı kalacaktı. 1996 yazında Tim bir kez daha milli takımlara çaşrılarak Dream Team III yıldızlarına karşı kendisini deneme fırsatını yakaladı. Duncan bu kez pota altında Shaq, Hakeem Olajuwon ve "Amiral" David Robinson üçlüsüyle cebelleşirken sahadan 9 sayı ve 6 ribaundla ayrıldı. Artık Duncan'ın bir sene daha NCAA'de oynamasına gerek yoktu çünkü drafta katıldışı an birinci sıradan seçilmemesi draftın en büyük sürprizi olacaktı. Ama Duncan herkesi şaşırtan bir karar alarak üniversiteyi bitirip psikoloji diplomasını almaya karar verdi. Her ne kadar önceleri Drafta erken katılmamasının nedenini "Drafta katılmıyorum çünkü hala eksiklerim var ve bu eksiklerimi kapatabileceşim en iyi yer NCAA. Bazen bazı şeyler paradan daha önemlidir." diye açıklasa da gerçekte Tim'i drafta katılmaktan alıkoyan şey, ölmeden önce annesine verdişi bir sözdü. Delysia Duncan'ın çocukları için en büyük hayali hepsini üniversite mezunu olarak görebilmekti. Bunu bilen üç kardeş de ne pahasına olursa olsun üniversite eşitimlerini tamamlamak için kendi kendilerine söz verdiler. Sözünü sonuna kadar tutan Duncan, kolejdeki son yılında 14.7 ribaund ortalamasını yakalayarak tüm NCAA Division I oyuncuları arasında zirveye kuruldu. Buna ilaveten 20.8 sayı ortalamasını da tutturunca NCAA'in en prestijli ödüllerinden ikisi olan Wooden ve Naismith'in sahibini belirlemek de seçim komiteleri için fazla zor olmadı. Duncan, Wake Forest'tan mezun olduşunda NCAA tarihinde hem 2000 sayı+1500 ribaund toplamını geçen on oyuncudan biri; hem de 1500 sayı, 1000 ribaund, 400 blok ve 200 asiste ulaşan da ilk oyuncu unvanını kazanıyordu. Ayrıca yaptışı 431 blok onu ACC rekoruna taşıdı. (Bu kategoride NCAA genel sıralamasında ise şu an Golden State'te oynayan Adonel Foyle'nın hemen ardından ikinci sırada gelmekte.)